R
Ü
T
L
Ü
K
Atatürk ve Endüstri
Cumhuriyetin İlk Yıllarında Ekonominin Durumu 
Cumhuriyetin ilk yıllarında, her alanda olduğu gibi ekonomik alanda da büyük sorunlar bulunuyordu. İlkel şekilde sürdürülen tarımsal faaliyetler, dış borçlar, devlet gelirlerinin azlığı, yolların bakımsızlığı, kara ve deniz ulaşım araçlarının yetersiz oluşu, karşılaşılan önemli sorunlardı. 

Osmanlı Devleti’nden kalma az sayıdaki fabrika, atölye ve birkaç özel kuruluş ihtiyaca cevap verecek düzeyde değildi. Nüfusun büyük kısmı kırsal alanda yaşamakta ve tarımla uğraşmaktaydı. İlkel yöntemlerle yapılan tarımda üretim için yeterli değildi.

Osmanlı Devleti’nden kalan dış borçların ödenmesi yüzünden, ülkede sermaye birikimi olmuyor, yatırımlar da yapılamıyordu. Bu ekonomik şartlar altında ülkede, sağlık, eğitim, kültür hizmetleri de yeterince yerine getirilemiyordu. 

Sanayi ve Madencilik Alanında Yapılan Yenilikler 
Cumhuriyetimizin ilk yıllarında sanayi alanında atılmış hiçbir adım olmadığı için doğal olarak sanayimiz de yoktu. Bu durum Türk ekonomisini tümden dışarıya bağlıyor ülkenin var olan kısıtlı gelir kaynaklarının da tamamıyla dışarıya akmasına sebep oluyordu. Bu yüzden belli bir milli ekonomi modelinin geliştirilebilmesi için acilen milli bir sanayinin kurulmasına ihtiyaç vardı. Bu sebeplerle yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’nde her alanda sanayileşmek şarttı. Bundan vazgeçilemezdi. Devlet önceleri bu işlerle doğrudan doğruya ilgilenmedi.

Sanayileşmeyi özel kişi ve kuruluşlara bıraktı. Özel kişilerin rahat çalışabilmeleri için de 1926 yılında Teşvik-i Sanayi Kanunu’nu (Sanayiyi Özendirme Yasası) çıkardı. Ancak tüm çabalara rağmen elinde yeterli sermayesi ve gerekli kadrosu bulunmayan özel girişimciler bu işi başarmakta yetersiz kaldı. Sadece Uşak’ta ilk şeker fabrikamız ve ufak çapta bir dokuma sanayi kurulabildi. Bunun üzerine devlet sanayileşme işini kendi üzerine alma gereğini duydu.1933 yılında devlet eliyle temel sanayinin kurulmasını öngören Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı kabul edildi.Bu plan çok büyük bir başarı ile uygulanarak önemli devlet işletmeleri kuruldu.Bu kurumlar arasında olan Malatya, Kayseri, Bursa Merinos Fabrikaları tekstil sanayimizin öncüleri arasına girmişti. 

Gemlik’te yapay ipek, Paşabahçe’de cam, Beykoz’da deri fabrikaları, İzmit’te büyük bir kağıt sanayi kuruldu. Türk tarihinde ilk kez ağır sanayi kurulması işine girişildi. 1939’da Karabük’te ilk demir-çelik işletmesi açıldı. Bütün bunların yanı sıra devlet eliyle şeker fabrikaları da açılmış, çeşitli atılımlara girişilmiştir. İkinci Beş Yıllık Plan hazırlandığı zaman yeni bir dünya savaşı (II. Dünya Savaşı) çıktığından plan uygulama sahasına konamamıştır. Ancak Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı ile kurulan sanayi işletmeleri ile savaş sırasında memleketimizin belli başlı ihtiyaçları karşılanabilmiştir. 

Madencilik faaliyetlerine gelince, Osmanlı döneminde taş kömürü ve linyit işletmelerinden başka maden işletmelerimiz yoktu. Yer altı kaynaklarımızın yerleri, nitelik ve nicelikleri bilinmiyordu. Cumhuriyet döneminde sanayileşme başlayınca madenlerimizi tanımak ve işletmek konusunda zorluklar ortaya çıktı. Bu konuda bilimsel araştırmalar yapmak için Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü kuruldu. Madenlerimizin yerleri, nitelik ve nicelikleri saptandı. Birçok maden bölgesi işletmeye açıldı. Ağır sanayimizin ihtiyaçları karşılandı. Böylece bugünkü maden sanayimizin temelleri de devlet eliyle atılmış oldu. 

Sanayimize biraz daha detaylı bakarsak;
 Milli Mücadelenin sonucunda, İstanbul, İzmir ve Adana'da hurda bir durum arz eden birkaç dokuma fabrikası ile İstanbul'da harap bir askeri fabrika, ülkenin sanayi gücünü oluşturuyordu. Kalkınmak için sanayileşmek bir zorunluluktu. Sanayi kuruluşlarını teşvik ve koruma amacıyla, 1927 yılında çıkarılan Teşvik-i Sanayi Kanunu, sanayinin tanımını yapmakta ve sınıflara ayırmaktaydı. Her grup, kanunun getirdiği muafiyetlerden taşıdığı önem derecesinde faydalanmaktadır. Teşvik-i Sanayi Kanunundan faydalanılarak memlekette bazı sanayi kuruluşları kurulmuştur. Ayrıca, 1929 yılından itibaren, yüksek gümrük tarifeleri uygulama imkanı, memleket sanayiini dışarının rekabetinden koru... geliştirilmiştir. 

Bu dönemde devlet, temel tüketim ve ara malları alanında ithal ikamesi sağlamak amacıyla üç beyaz ve üç siyah projesine öncelik vermiştir. Un, şeker, pamuklu üç beyazı: kömür, demir ve akaryakıt da üç siyahı temsil ediyordu. Bu temel malların yurt içinde üretilmesi ile hem döviz tasarrufu sağlanacak, hem de dışa karşı bu maddeler için bağımlılık kalmayacaktı. 

Devlet bu dönemde, doğrudan sanayi yatırımlarına hemen hemen hiç iltifat etmemiş, faaliyetini daha çok insan yetişmesine, eğitime ve altyapı yatırımlarına yöneltmiş, sanayinin özel teşebbüs tarafından yaratılabileceğini varsaymıştır. Bunun için de özel sermaye yatırımlarını teşvik edici tedbirlere başvurmuştur. 1931 yılında iktidar partisi CHP, özel sektör girişimlerinin ülke kalkınmasında yetersiz kalması sonucu, programına devletçiliği almış, hazırlık ve çalışma devresinden sonra, 1. Beş Yıllık Sanayi Planı'nı 1934 yılından itibaren uygulamaya koymuştur. Ancak, 1. Beş Yıllık Sanayi Planı'nın uygulanmasından önce, çok önemli düzenlemeler yapmış ve yeni birtakım müesseseler kurulmuştur. 1933 yılında, Devlet Sanayi Ofisi ile Türkiye Sanayi Kredi Bankası kaldırılarak bunların yerine Sümerbank kurulmuştur. Sümerbank'ın faaliyetlerinin ana amacı, özel sektör sanayiinin kredi ihtiyaçlarını karşılamak olmakla beraber, esas görevini sanayi planının uygulanması teşkil etmiştir. Sümerbank, aynı zamanda daha sonra kurulan diğer devlet kuruluşlarına da örnek olmuştur. 

1935 yılında yeraltı kaynaklarının araştırılması için Maden Tetkik Arama Enstitüsü (MTA), elektrik enerji kaynaklarının değerlendirilmesi için Elektrik İşleri Etüd İdaresi (EİE), maden ve elektrik işletmelerini kurmak ve işletmek amacıyla Etibank kurulmuştur. 1. Beş Yıllık Sanayi Planı'nda tekstil sanayii, kendir-kesen sanayii, demir-çelik sanayii, sömikok fabrikası, porselen-çini sanayii, sudkostik, klor, suni ipek, selüloz ve kağıt tesisleri, şeker sanayii, süngercilik ve gül sanayileri yer almıştır. Planın uygulanmasına 1934 yılında başlanmış, planda öngörülen tesisler beş yıl içinde tamamlanarak işletmeye açılmıştır. Yine bu devrede planda yer almayan askeri fabrikaların modernizasyon ve genişletilmesine de devam edilmiştir. 1933-1938 yılları, Türk sanayiinin ilk ve planlı kuruluş safhasıdır. Planlı kalkınma, teknik alanda iş gücü yaratmış ve toplum yaşantısına büyük ölçüde etki yapmıştır. Özellikle toprağın verimini artıracak olan tekniğin tarıma uygulanmasının, bütün bir endüstri hayatının gelişmesi ile mümkün olabileceğini de ortaya koymuştur. 

Milli Ekonomi İlkesi Ve Uygulanması 
Osmanlı Devleti’nde ekonomik gelişme için gerekli alt yapı, teknoloji ve insan kaynakları, bulunmuyordu. Tarımda, ticarette ve sanayide yapılacak hamlenin nasıl bir sisteme bağlanacağı konusunun tespiti için çalışmalar başlatıldı. 

Atatürk: “Yeni Türkiye Devleti bir ekonomi devleti olacaktır.”, “Zamanımız tamamen ekonomi devresinden başka bir şey değildir.” diyerek, ekonomi alanında mutlaka gelişme gösterilmesi gerektiğine işaret etmiştir. 

İzmir İktisat Kongresi 
Yeni Türk Devleti’nin ekonomik politikasını belirlemek için İzmir’de 17 Şubat 1923’te Türkiye İktisat Kongresi toplandı. Bu Kongre’de ilk defa Türk ekonomisi toplumdaki bütün kesimlerin temsilcileri tarafından ayrıntılı biçimde tartışıldı. Atatürk, Kongre’yi açarken yapmış olduğu konuşmada; “Siyasal zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa, meydana gelen zaferler kalıcı olamaz!” diyerek ekonomik bağımsızlığın önemini belirtmiştir. Kongre’nin toplanmasının amacı; Milli ekonominin hedeflerini ve bu hedeflere ulaşmada izlenecek yöntemleri kararlaştırmaktı.

 İzmir İktisat Kongresi’nde alınan önemli kararların başlıcaları, -Sanayinin teşviki ve milli bankaların kurulması sağlanmalıdır. -Yabancıların kurdukları tekellerden kaçınılmalıdır. -Demiryolu inşaatı programa bağlanmalıdır. -Ham maddesi yurt için yetişen veya yetiştirilebilen sanayi dalları kurulmalıdır. -Özel teşebbüse kredi sağlayacak bir devlet bankası kurulmalıdır. -El işçiliğinden ve küçük imalattan, fabrikaya veya büyük işletmeye geçilmelidir. -Sendika hakkı tanınmalıdır. -Sanayinin toplu ve bütün olarak kurulması gereklidir. -Devlet, ekonomik görevleri de olan bir organ haline gelmeli ve özel sektör tarafından kurulamayan işletmeler devletçe ele alınmalıdır. 

Kongre’de ayrıca, Misak-ı İktisadi Esasları (İktisat Andı Esasları) kabul edildi. Kabul edilen Misak-ı İktisadi Esasları’nda Türk milletinin büyük fedakarlıkla sahip olduğu milli bağımsızlığından ödün vermeyeceği ve asıl amacın, siyasi alanda olduğu gibi ekonomik alanda da bağımsızlık olduğu belirtildi. Kongre sonucunda belirlenen hükümet politikası; Ekonomik yönden hiçbir devletin egemenliği altına girmeden, kendi çabalarımızla öz kaynaklarımızı değerlendirmek oldu. Buna Milli Ekonomi İlkesi denir. 

Milli Ekonomi İlkesi’nin uygulanmaya başlanmasıyla devlet, ekonomik alanda üzerine düşen görevleri yerine getirmeye başladı. Halk, yerli mallar kullanmaya ve tasarruf yapmaya özendirildi. Ülke içinde temel ihtiyaç maddelerinin üretilmesine önem verildi. Lüks maddelerin ithal edilmesinden kaçınıldı. İlk zamanlarda milli ekonominin gerçekleştirilmesinde daha ziyade özel girişimi destekleyici bir politika izlendi. Ancak sermaye azlığı, yetişmiş iş gücünün olmayışı, deneyim ve bilgi birikiminin yetersizliği yanında, 1929 dünya ekonomik bunalımının baş göstermesi sonucu, özel girişim beklenilen başarıyı gösteremedi. Bunun sonucunda 1932’de devletin kalkınma çabalarına doğrudan katılması zorunluluğu duyularak devletçilik ilkesi uygulanmaya başlandı. 

İlk Beş Yılık Kalkınma Planı 1933’de hazırlanarak 1934’te yürürlüğe girdi. Böylece tarihimizde ilk defa planlı ekonomiye geçilmiş oldu. İlk büyük sanayi kuruluşları bu beş yıllık plan döneminde yapılarak verimli sonuçlar elde edildi. 

Tarım Alanı 
Cumhuriyetin ilk yıllarında halkın yüzde sekseni kırsal alanda yaşıyor ve tarımla uğraşıyordu. Ancak, tarımın yıllarca ihmal edilmesinden dolayı halkın büyük bir çoğunluğu yoksuldu. Cumhuriyet idaresinin üzerinde önemle durduğu konulardan birisi de tarımın geliştirilmesi oldu.

Atatürk 1922’de TBMM’nde yaptığı bir konuşmada köylü ve tarım sorunlarına değinerek; “Türkiye’nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, mutluluk ve servete hak kazanan ve layık olan köylüdür.” demiştir. 

Tarım kesiminde çiftçinin durumunu güçleştiren etkenlerden biri de vergi yüküydü. Osmanlı döneminde Aşar vergisi ürün üzerinden peşin olarak alınan 1/10 oranındaki vergiydi. Bu vergiyi köylüler ödemede büyük güçlük çekiyordu. Cumhuriyet yönetimi, İzmir İktisat Kongresi’nde aldığı kararla 17 Şubat 1925’te Aşar vergisini kaldırdı. Aşar vergisinin kaldırılması Türkiye’de ilk defa hükümetin, üretici konumundaki köylü lehine aldığı önemli bir karardır.